Korelasyon ve Nedensellik: Birlikte Görünen Her Şey Sebep Değildir
İki şeyin birlikte değişmesi, birinin diğerine yol açtığı anlamına gelmez. Korelasyon ile nedensellik arasındaki farkı ve bu ayrımın günlük kararlardaki karşılığını ele alıyoruz.
Mertan Soylu 4 dk
Günlük konuşmada iki şeyin birlikte hareket ettiğini görmek çoğu zaman yeterli sayılır. Bir alışkanlığın arttığı dönemde başka bir sonucun da yükseldiğini fark ederiz ve zihnimiz aradaki boşluğu hemen doldurur: demek ki biri diğerine yol açıyor. Oysa birlikte görünmek ile birbirini doğurmak apayrı iki durumdur ve bu ikisini ayırmak, sağlıklı düşünmenin en temel becerilerinden biridir.
Korelasyon ve nedensellik arasındaki fark, yalnızca istatistikle uğraşanların meselesi değildir. Bir ürünün işe yarayıp yaramadığına, bir yöntemin gerçekten sonuç verip vermediğine, bir uyarının ciddiye alınıp alınmayacağına karar verirken hepimiz aynı ayrımı yapmak zorunda kalırız. Bu yazı, bu iki kavramın ne anlattığını ve aralarındaki mesafenin nasıl ölçüleceğini sade bir dille ele alıyor.
Korelasyon Aslında Neyi Söyler?
Korelasyon, iki ölçümün birlikte değişme eğilimini anlatır. Biri artarken diğeri de artıyorsa aralarında pozitif, biri artarken diğeri azalıyorsa negatif bir ilişki vardır denir. Bu ilişki güçlü ya da zayıf olabilir; güçlü olması, aralarındaki bağın rastlantıya benzemediğini gösterir ama bağın yönü hakkında tek başına hiçbir şey söylemez.
Korelasyonun en yararlı tarafı, dikkat çekmesidir. Birlikte hareket eden iki büyüklük gördüğümüzde orada araştırılmayı bekleyen bir şey olduğunu anlarız. Yani korelasyon bir sonuç değil, bir sorudur. Onu cevap yerine koymak, yolun başındaki tabelayı varış noktası sanmaya benzer.
Bir başka önemli nokta da şudur: korelasyon simetriktir. Birinci ölçümün ikinciyle ilişkisi neyse, ikincinin birinciyle ilişkisi de aynıdır. Nedensellik ise yönlüdür; hangisinin önce geldiği, hangisinin diğerini ittiği sorusu vardır. Simetrik bir bilgiden yönlü bir sonuç çıkarmak, mantığın ilk kırıldığı yerdir.
Nedensellikten Söz Edebilmek İçin Ne Gerekir?
Bir şeyin başka bir şeye yol açtığını söyleyebilmek için üç kaba koşul aranır. Birincisi zaman sırasıdır: sebep sonuçtan önce gelmelidir. İkincisi ilişkinin varlığıdır; iki büyüklük gerçekten birlikte değişmelidir. Üçüncüsü ve en zoru, başka açıklamaların elenmesidir. Aynı sonucu doğurabilecek üçüncü etkenler devre dışı bırakılmadıkça neden iddiası havada kalır.
Bu üçüncü koşulu sağlamanın en güvenilir yolu, koşulları eşitlemektir. İki grup arasındaki tek fark incelenen etken olacak biçimde bir karşılaştırma kurulabiliyorsa, ortaya çıkan farkın kaynağı hakkında çok daha güçlü konuşulur. Günlük hayatta böyle temiz bir düzen kurmak çoğu zaman mümkün olmaz; bu yüzden çıkarımlarımızı temkinli tutmak gerekir.
Nedenselliğin ayrıca bir mekanizması olmalıdır. Bir etkenin diğerini nasıl etkilediğini anlatan makul bir hikâye kurulamıyorsa, elimizde yalnızca birlikte hareket eden iki sayı var demektir. Mekanizma sorusu, sayıların ötesine geçip olayın içine bakmayı zorunlu kılar.
Araya Giren Üçüncü Etken
İki şeyin birlikte artmasının en sık nedeni, ikisini birden etkileyen görünmez bir üçüncüsüdür. Sıcak havalarda hem dondurma tüketimi hem de denizde geçirilen süre artar; ikisi arasında güçlü bir ilişki görünür ama biri diğerinin sebebi değildir. Ortak sebep mevsimdir ve tabloda hiç yer almaz.
Bu tür gizli etkenler genellikle çok geniş kapsamlıdır: yaş, gelir düzeyi, alışkanlıkların bütünü, yaşanılan yerin koşulları. Bunlar aynı anda pek çok ölçümü birden yukarı ya da aşağı çekebildiği için, aralarında hiçbir doğrudan bağ olmayan büyüklükleri bile birbirine benzer biçimde hareket ettirir.
Bir ilişkiyle karşılaştığınızda kendinize sorabileceğiniz en verimli soru şudur: bu iki şeyi aynı anda etkileyebilecek ne olabilir? Bu soruya birkaç makul cevap bulabiliyorsanız, ortada bir neden iddiası değil, henüz çözülmemiş bir bilmece vardır.
Yönü Ters Çevirmek ve Rastlantı Tuzağı
Bazen ilişki gerçektir ama yönü sandığımızın tersidir. Kendini iyi hisseden insanların daha çok yürüyüş yaptığı gözlemi, yürüyüşün insanı iyi hissettirdiği biçiminde okunabilir; oysa iyi hisseden kişinin dışarı çıkma isteğinin artması da aynı tabloyu üretir. Çoğu durumda iki yön birlikte çalışır ve birbirini besler.
İkinci tuzak rastlantıdır. Yeterince çok sayıda ölçüm karşılaştırılırsa, aralarında hiçbir bağ olmayan bazılarının tesadüfen birlikte hareket ettiği görülür. Küçük örneklerde bu ihtimal daha da yükselir; birkaç gözlemden yola çıkarak kurulan güçlü kurallar, örnek büyüdükçe çoğu zaman erir.
Günlük Hayatta Nasıl Kullanılır?
Bu ayrım, en çok tavsiye değerlendirirken işe yarar. Bir yöntemi uygulayan kişilerin daha iyi durumda olduğu söyleniyorsa, o yöntemi zaten uygulayabilecek durumda olanların baştan farklı olup olmadığını sormak gerekir. Seçilmiş bir grubun sonucu, yöntemin gücünü olduğundan büyük gösterebilir.
Kendi hayatınızda bir değişiklik denerken de aynı disiplin geçerlidir. Aynı anda beş şeyi birden değiştirirseniz, sonucun hangisinden geldiğini asla bilemezsiniz. Tek tek denemek yavaş görünür ama neyin işe yaradığını gerçekten öğreten yol budur.
Bir iddia duyduğunuzda karşılaştırmanın kimler arasında yapıldığını sormak da hızlı bir kontroldür. Bir grubun ortalaması, başka bir grubun ortalamasıyla kıyaslanıyorsa, bu iki grubun başka hangi yönlerden farklı olduğu belirleyicidir. Karşılaştırılan gruplar birbirine ne kadar benziyorsa, çıkarılan sonuç o kadar güvenilirdir.
Ölçümün nasıl yapıldığı da atlanmaması gereken bir ayrıntıdır. Aynı kavram farklı biçimlerde ölçüldüğünde bambaşka ilişkiler ortaya çıkabilir. Bir sonucun ne anlama geldiğini tartışmadan önce, neyin sayıldığını anlamak gerekir; çoğu tartışma aslında ölçüm farkından doğar.
Son olarak, dilinize dikkat etmek düşünmenizi de düzeltir. Neden oluyor yerine birlikte görülüyor, artırıyor yerine ilişkili demek küçük bir fark gibi durur; ama bu küçük fark, elinizdeki bilginin ne kadar güçlü olduğunu size sürekli hatırlatır.
Korelasyon dünyayı anlamak için iyi bir başlangıçtır, kötü bir bitiştir. Birlikte hareket eden şeyleri fark etmek merakın işareti; aralarındaki bağı sorgulamak ise sağduyunun. İkisini birbirinden ayırabilen bir zihin, hem daha az yanılır hem de yanıldığında bunu daha çabuk görür.